29 Eylül 2011 Perşembe

Affiliate “İş ortaklığı” Uygulaması (Bireysel Bayilik) Bloğunuzdan para kazanma yolları

Bireysel bayilik size hiçbir maliyeti olmadan bloğunuz veya web sitenize basitçe ekleyebileceğiniz hediye penceresiye ürünlerimizi tanıtıp satışından komisyon geliri elde etmenizi sağlar. Yapmanız gereken tek şey ortaklık programımıza üye olup size vereceğimiz kodlar sayesinde reklam penceremizi sitenize yerleştirmek. Gelir durumunuzu online olarak HediyeDenizi.com kontrol panelinizden takip edebilirisiniz. Üye olmak için bir bloğunuz veya web sitenizin olması yeterli. Eğer Üye olmak istiyorsanız Lütfen tıklayınız.

26 Eylül 2010 Pazar

2010 YILI HANEHALKI BİLİŞİM TEKNOLOJİLERİ KULLANIM ARAŞTIRMASI SONUÇLARI

2010 Yılı Hanehalkı Bilişim Teknolojileri Kullanım Araştırması Sonuçları

İnternete erişim imkânı olan hane oranı % 41,6’ya yükseldi

2010 yılı Nisan ayı içerisinde gerçekleştirilen Hanehalkı Bilişim Teknolojileri Kullanım Araştırması sonuçlarına göre hanelerin %41,6’sı İnternet erişim imkânına sahiptir. Bu oran 2009 yılının aynı ayında %30’du.

İnternete erişim imkânı olmayan hanelerin %26,3’ü İnternet kullanımına gerek duymadıklarını belirtmişlerdir. ADSL %73,3 ile hanelerde kullanılan en yaygın İnternet bağlantı türüdür.

Bilgisayar ve İnternet kullanımı artıyor

Araştırma sonuçlarına göre 16-74 yaş grubundaki bireylerde bilgisayar ve İnternet kullanım oranları sırasıyla erkeklerde %53,4 ve %51,8, kadınlarda %33,2 ve %31,7’dir. Bu oranlar önceki yılın aynı dönemi için sırasıyla erkeklerde %50,5 ve %48,6, kadınlarda %30,0 ve %28,0’dir.

İnternet kullanan beş bireyden üçü her gün İnternet kullanıyor

Son üç ay içerisinde (Ocak-Mart 2010) bireylerin %39,1’i bilgisayar, %37,6’sı İnternet kullanmıştır. Bilgisayar kullanan bireylerin %60,8’i bilgisayarı, İnternet kullanan bireylerin %59,3’ü ise İnterneti hemen hemen her gün kullanmıştır.

Bilgisayar ve İnternet kullanımında ev ilk sırada

Bilgisayar kullanılan yerler; %70 ile ev, %31,3 ile işyeri, %17,5 ile İnternet kafe, İnternet kullanılan yerler ise; %62,8 ile ev, %31,6 ile işyeri, %20 ile İnternet kafe olarak sıralanmaktadır.

Bilgisayar ve İnternet kullanım oranlarının en yüksek olduğu yaş grubu 16-24 yaş grubudur. Bu oranlar tüm yaş gruplarında erkeklerde daha yüksektir. Eğitim durumuna göre en yüksek bilgisayar ve İnternet kullanım oranı yüksekokul, fakülte ve üstü mezunlarındadır.

İşverenler bilgisayar ve İnternet kullanımında önde

İşgücü durumu dikkate alındığında, işverenlerde bilgisayar ve İnternet kullanım oranları sırasıyla %69,2 ve %67,8 iken, ücretli ve maaşlı çalışanlarda %62,6 ve %60,5’dir. Aynı oranlar işsizlerde sırasıyla %50 ve %48,2’dir.

İnternet en çok e-posta için kullanılıyor

Son üç ay içerisinde İnternet kullanan bireylerin %72,8’i e-posta göndermek-almak,%64,2’i sohbet odalarına, haber gruplarına veya çevrimiçi tartışma forumlarına mesaj göndermek, anlık ileti göndermek, %58,8’i haber, gazete ya da dergi okumak, haber indirmek, %55,7’si mal ve hizmetler hakkında bilgi aramak, %51,2’si oyun, müzik, film, görüntü indirmek ya da oynatmak için İnterneti kullanmıştır.

Giyim ve spor malzemelerini İnternet üzerinden alıyoruz

İnternet kullanan bireylerin kişisel kullanım amacıyla İnternet üzerinden mal veya hizmet siparişi verme ya da satın alma oranı %15’dir. Sipariş verme ya da satın alışın en son yapıldığı zamana göre % 9,0’ı son üç ay içerisinde, %3,6’sı üç ay ile bir yıl arasında,%2,5’i ise bir yıldan uzun süre önce gerçekleştirilmiştir. İnternet kullanan bireylerin %85,0’ı ise İnternet üzerinden hiç mal veya hizmet siparişi vermemiş ya da satın almamıştır.

Son 12 ayda (Nisan 2009-Mart 2010) İnternet üzerinden mal veya hizmet siparişi veren ya da satın alan bireyler %24,3 oranı ile en fazla giyim ve spor malzemeleri almışlardır. Bunu %23,8 ile elektronik araçlar, %19,3 ile ev eşyası, %15,2 ile seyahat bileti alma, araç kiralama, %13,3 ile gıda maddeleri ile günlük gereksinimler izlemektedir. Bir önceki yıl aynı dönemde elektronik araçlar %32,2 ile (cep telefonu, kamera, TV, DVD oynatıcı v.b) ilk sırayı almıştı.

Internet kullanan iki kişiden birisi bilişim güvenliği sorunu ile karşılaştı

Son on iki ay içinde kişisel amaçla İnternet kullanan bireylerin %46,8’i güvenlik sorunu ile karşılaşmıştır. Bireylerin karşılaştığı en önemli sorunlar; %36,4 ile bilgi veya zaman kaybına neden olan virüs ya da diğer bilgisayar sorunları ve %32 ile istenmeyen e-postaların (Spam) gelmesidir.

İnternet kullanan bireylerin %58,1’i kişisel amaçla kullandığı bilgisayarını ya da verisini korumak için bir güvenlik yazılımı ya da aracı kullanmıştır.

Kaynak: TÜİK

24 Eylül 2010 Cuma

Sosyal medya, blog , mikro blog, sosyal ağlar ve sosyal imleme

Sosyal medya, blog , mikro blog, sosyal ağlar ve sosyal imleme
İnternet kullanıcıları artık sadece gençler değil. Ülkemizde 26 milyona yaklaşan kullanıcı sayısıyla kadın, erkek, genç, yaşlı, çocuk… Kısacası herkes artık internet kullanıyor. Artık hayatımızda “Sosyal Medya” var. Sosyal medyayı anlamak için kavramları iyi bilmek, bilmekten de öte sosyal medya platformlarını kullanmaya başlamak gerekiyor.
İnternet ve halkla ilişkileri bir araya getiren en önemli kavram olarak karşımıza “sosyal medya” çıkıyor. Sosyal medya internet kullanıcıları için sınırsız fırsatlar sunmakta. Bu fırsatlar şirketlere de yansımakla beraber, ürün ve hizmetlerinde sorun yaşayan, müşterilerini memnun edemeyen şirketler için sosyal medya bir tehlike haline gelmeye başlıyor.

Bu sebeple şirketlerin PR 2.0, yani internet ortamında halkla ilişkiler faaliyetlerinde bulunmaya başlamaları, sosyal medyayı tanımaları ve iş süreçlerini daha doğru bir şekilde yönlendirmeleri gerekiyor.

Kulağa hoş gelen sözler, uygulamaya geçmediği sürece hiçbir şirket için değer taşımıyor. Uygulamaya geçmek için ise önce anlamak, sonra stratejiler oluşturmak gerekiyor.

PR 2.0 anlamak için; web 2.0, bloglar, sosyal ağlar gibi bazı kavramları tanımlayalım.

WEB 2.0
İnternet kullanıcılarının, internette belirli kaynaklardan eriştiği içerikleri sadece takip ettiği süreçten, kullanıcıların kendi içeriklerini ürettiği, bu içerikleri başkalarıyla paylaştığı sürece geçişi tanımlamak amacıyla Web 2.0 ifadesi kullanılıyor. İnternet sitelerindeki tasarım ve yazılım teknolojilerindeki değişimin sonucu olan bu paylaşım ortamı birçoğumuzun internette sıkça kullandığı Facebook, Youtube, Flickr, Blogger gibi binlerce ücretsiz internet sitesi sayesinde ortaya çıkıyor. İnternet siteleri ortamı sunarken, internet kullanıcıları, içeriği oluşturuyor.

BLOG
Web 2.0 sürecinin en önemli unsurlarından olan blog, kelime anlamı olarak “web günlüğü” olarak tanımlanıyor. Bir veya daha fazla kişi tarafından hazırlanan bloglar bireyler veya kurumlar tarafından hazırlanabilir. Bir blog’u önemli kılan en önemli unsuru içeriğidir. Blogları değerli kılan özellikleri, güncel, samimi ve değerli içerikler sunabilmesidir. Dünyada ve ülkemizde oldukça fazla takip edilen ve okurlarının görüşlerini etkileyebilen on binlerce blog yazarı bulunuyor. Blog yazarlarının tanınması ve etkili olması için internet kullanıcıları tarafından itibar görecek içerikler sunabilmesi gerekli. Şirketler tanınmış ve etkili blog yazarları ile iletişim halinde olmanın ne kadar önemli olduğunu bildiklerinden önemli blog yazarlarını medya ilişkileri süreçlerine katıyor.

MİKRO BLOG
Bloglarla kıyaslarsak, en önemli özelliği anlık ve kısa içerikler ile başkalarıyla içerik paylaşılmasını sağlamak. En popüler mikro blog servislerinden olan Twitter’da girilen her blog yazısı 140 karakterle sınırlıdır. İnsanların anlık olarak ne yaptıklarını başkalarıyla paylaşmalarını sağlayan mikro bloglar, özellikle profesyoneller tarafından bilgi ve haber paylaşımı amaçlı kullanılıyor. Dünyanın herhangi bir yerinde olan bir gelişmeyi en hızlı duyuran platformlar Mikro Bloglardır. Bir iki cümleyle sınırlı içerikle ile güncellenebilmeleri, cep telefonu ve iPhone gibi mobil araçlar ile kolayca kullanılabilmeleri, içeriğin hızlı bir şekilde yayılmasına olanak sağlıyor.

SOSYAL AĞLAR
İnternet kullanıcılarının birbirleriyle tanışması, irtibata geçmesi, içerik paylaşımında bulunması, tartışma ortamı oluşturması ve ortak ilgi alanlarındaki kişilerin bir araya gelebileceği gruplar oluşturulması amacıyla oluşturulan internet siteleri sosyal ağlar olarak tanımlanıyor. Ülkemizde oldukça popüler olan Facebook buna bir örnektir. Sadece iş amaçlı ilişkiler kurabileceğiniz Linkedin önemli sosyal ağlardan biridir.

SOSYAL İMLEME
İnternet kullanıcılarının beğendikleri internet sitelerini ve internet sayfalarını başkalarıyla paylaşmasına olanak sağlar. İnternet kullanıcıları paylaşılan içerikleri oylayarak ve yorumlayarak takip ederler. Bu sayede internette yer alan milyonlarca içerik arasında insanların ilgisini çekebilecek yazılar, resimler ve videolar ön plana çıkabilir.

SOSYAL MEDYA
Bireylerin internette birbirleriyle yaptığı diyaloglar ve paylaşımlar sosyal medyayı oluşturur. Sosyal ağlar, bloglar, mikro bloglar, anlık mesajlaşma programları, sohbet siteleri, forumlar gibi insanların bir biriyle içerik ve bilgi paylaşmasını sağlayan internet siteleri ve uygulamalar sayesinde internet kullanıcıları aradıkları ve ilgilendikleri içeriklere ulaşma fırsatına erişiyor. İlk bakışta bireyler veya küçük gruplar arasında gerçekleşen diyaloglar gibi görünsede, paylaşılan bilgi veya içerikle ilgilenen kişi sayısı oldukça hızlı ve fazla şekilde artıyor. İnternet kullanıcılarının olumlu ve olumsuz deneyimlerini internet ortamında paylaşmaları şirketler için fırsatları ve tehlikeleri beraberinde getiriyor.

PR 2.0, yani internette yürüteceğiniz halkla ilişkiler faaliyetleri için, bu kavramları bilmenin de ötesinde uygulamaya geçmeniz gerekiyor. Kendi içeriklerinizi sosyal medyada paylaşmaya başlamadan önce, sosyal medyayı takip etmeye başlamalı ve insanların internette nasıl diyaloglar oluşturduğunu anlamaya çalışmalısınız.

Sosyal medya nedir?

by Burak Bayburtlu on 23 Haziran 2009 · 35 comments

Sosyal Medya - Genel Bakış

En son yazıyı yazdığımdan bu yana neredeyse 2 ay olacakken insan nereden başlayacağını bilemiyor. O yüzden en hızlı şekliyle konuya girip hayatımı son dönemde en çok yönlendiren şu yeni oluşumdan da bahsetmeyi doğru buldum.

Öncelikle sosyal medyanın tanımını yapayım (büyük laf!):

Sosyal medya, kullanıcı içeriğinin kendisi ve yayıldığı, yayınlandığı, paylaşıldığı her tür platformun genel adıdır.

Hemen bu tanıma karşı çıkacak sesler olacaktır. O nedenle izin verin bir cümle ile yaptığım sosyal medya tanımını açayım :)

Öncelikle sosyal medya, kullanıcı içeriğinin ta kendisidir. Geleneksel medyada içeriği sunanlar profesyonelken sosyal medyada bunu meslek edinmiş çok az insan vardır. Geleneksel medyada kurumlar reklam ve haber yoluyla varolma savaşı verirken sosyal medyada bizzat temsil edilebilirler. Zaten geleneksel medya ile en önemli ayrıştıkları nokta sosyal medya içeriğinin bir monologdan ziyade diyalog olmasıdır.

Tanımda ne demiştik? Sosyal medya bir içerik olduğu kadar bunların yayınlandığı ve barındığı platformlardır. Sosyal medya araçları da diyebileceğimiz bu platformları aslında hepiniz kullanıyor ve seviyorsunuz: Facebook, Myspace, Google Groups, Donanım Haber, Twitter, Friendfeed.. ve daha niceleri. Çok uzun bir listeye Wikipedia’daki Social Media sayfasından ulaşmanız mümkün.

Bunlardan bazıları eskiden beri var olan sosyal medya ortamlarıyken bazılarını belki de ilk defa duydunuz. Emin olun benim gibi ilgili bir kullanıcının bile bilmediği tonla sosyal medya ortamı var. Bunların ortak özellikleri şöyle:

* Erişilebilirlik – her zaman her yerden erişebiliyorsunuz. Bunun arkasında bir diğer özellikleri olan programlanabilirlik varsa da ilk günden mobil cihazlarla uyumlu geliştiriliyorlar, eposta ile güncellenebiliyorlar.
* Programlanabilirlik – aşağı yukarı her platformun kendine has ya da belli standartları kullanan bir uygulama geliştirme arayüzü (API) var. Bu sayede sürekli bir takım araçlarla kullanıcılara ek fonksiyonalitenin sağlanması mümkün oluyor.
* Ölçeklenebilirlik – genellikle binlerle ifade edilen bu araçların kullanıcı sayısı milyonları bulsa da baştan itibaren pek çok yeni nesil teknolojiyi kullanarak kitlelere hizmet verebilecek kapasitedeler.
* Dinamik – sosyal medyanın en önemli özelliği de her şeyin su gibi akışkan, dinamik, sürekli güncelleniyor olması. Bir blog takip ediyorsanız tabii ki bunun bir güncellenme sıklığı oluyor. Ancak takip ettiğiniz blog sayısının artmasıyla beraber sosyal medya sizin için bir süre sonra takip edilemeyecek bir hızla akan bir nehir haline geliyor. Yani her ne kadar servisin tipiyle ilintiliyse de dinamizm sosyal medyanın her yanında.

Ve gelelim bu yazıyı yazmamın en önemli sebebine. Bir süredir Türkiye’den de pek çok sosyal medya projesi çıkarken küçük de olsa bir sosyal medya camiası oluşmaya başladı. En aktif topluluğun olduğu ortamlardan biri de Friendfeed ve burada yeni nesil sosyal medyayı aktif kullanan yaklaşık 2000 kişilik bir topluluk haline geldik (yanılıyorsam düzeltin?). Çoğunluğu İnternet ve çevresindeki iş kollarıyla pazarlama dünyasından ekmeğini kazansa da lise öğrencisinden emekliye, müzisyeninden eğitimcisine pek çok iş kolundan dostlar burada.

Peki bunca ortam varken neden Friendfeed denen bu anlaşılmaz sitede toplanıyor bu insanlar? Biliyorum uzun bir yazı oldu ve sıkıldınız ama ben size Friendfeed nedir? sorusunu da yanıtlayıp konuyu bağlar bağlamaz şu sıcak havada daha fazla bilgisayarın başında oturmamayı planlıyorum.

Friendfeed daha önce bir yorumda da ifade ettiğim gibi herkesin kendine göre şekillendireceği bir sosyal araçtır. Bu aracın en önemli özelliği sizin daha önce başka ortamlarda oluşturduğunuz kimliklerden yaptığınız beslemeleri (RSS), yayınları, paylaşımları, aktiviteleri – neredeyse her şeyi tek bir arayüz üzerinden sunuyor olmasıdır.

En güzel araçlar sizden yeni şeyler öğrenmenizi beklemek yerine sizlere mevcut düzeninizde kolaylık sağlayan araçlardır. İşte FF de böyle bir araç olduğundan her türlü ortamda var olan kimliğinizi daha okunabilir ve paylaşılabilir kıldığından benim son dönemde en çok kullandığım araç oldu.

Friendfeed adresimi hemen vereyim: http://friendfeed.com/burakbayburtlu – blogumda da yeni tasarıma geçtiğimden bu yana yukarıda linki de var. Bu adrese girdiğinizde benim Flickr hesabımda beğendiğim fotoğrafları, Twitter’da yazdıklarımı, FF’te yaptığım yorumlarımı, beğenip de işaretlediğim Youtube videolarını, bloguma yazdığım yazıları ve daha şu an aklıma gelmeyen ne kadar çok İnternet sitesinde aktivitede bulunuyorsam onları tek bir ekranda görebiliyor olacaksınız. Bundan iyisi can sağlığı :-)

Neyse, dediğim gibi.. FF’te geçirdiğim sürenin blog yazma frekansıma eksi olarak yansıdığını farkındayım. Ancak şu an bambaşka ve dinamik bir mecrada farklı telden pek çok insanla bilgi paylaşımına girmenin keyfi de yadsınamaz. Zaten bu kadar dinamik olması da blogların geleceğinin daha kolay tüketilebilir içerikte olacağının en önemli işareti (bunu uzun bir sosyal medya yazısında yazmış olmam da ironik oldu)

Bir daha bu kadar uzun bir yazı yazar mıyım bilmiyorum? Ancak emin olun Friendfeed’e geldiğinizde pişman olmayacaksınız. Daha sonra bu konuya tekrar değinene kadar sosyal medyanız bol olsun ;-)

[Resmin kaynağı: Fred Cavazza - Social Media Landscape (redux)]

Blogger’ları Yarıştırmayın!

by Taci Yalçın on 09 Eylül 2010

Herkesin bildiği gibi; son zamanlarda oldukça fazla “blogger kampanyası” yapılmaya başlandı. Tırnak içine almamın nedeni; bunun farkına varılması gereken rahatsız edici bir tabir olduğu. Detaylara inmeden önce, biraz başa dönelim.

Sosyal medya rüzgarının ilk esmeye başladığı yıllarda, bloglar oldukça önemsenirken; aksine o blogun yazarları çokça kez görmezden geliniyordu. Blogger’ların, evlerinde pijamalarıyla bilgisayar başına oturmuş yazılar yazan ciddiyetsiz kişiler oldukları sanılıyordu. Fakat ortada bir sorun vardı. Bu kişiler çoğu konuda geleneksel medyadan daha kaliteli bilgiler paylaşıyorlar; çoğu güncel haberi geleneksel medyadan çok daha önce bloglarına taşıyorlardı. Blogların önemi böyle farkedildi.

Geleneksel medyadaki ve halktaki blogger algısından dolayı da; bloglar yazarlarının önüne geçti. Taa en başlarda kaynak göstermeden yapılan alıntılar, yerini blog isimlerini küçükçe belirtmeye bıraktı. Bloglar artık hakettikleri değeri görmeye başlamışlardı. Çoğu blog iyi paralara medya şirketlerine satıldı, çoğu blog bugün hala yayın hayatına devam eden önemli “medya” platformları haline geldiler.

Sosyal medyanın ilerleyiş ve akış hızıyla orantılı olarak; blogger’lar da hakettiği değeri görmeye başladılar. Konferanslara çağırıldılar, kitaplar yazdılar, geleneksel medyayı da içeren saygın bir hayran kitlesine sahip oldular, iyi paralar kazandılar.

İşte ilk başlarda, blogger’lara verilen değer sosyal medya kampanyalarında da kendini göstermeye başladı. Kabaca, blogger’lara hediyeler yollanarak yapılan bu “kampanyalar” , “sosyal medya kampanyası” tanımının karşılığı olmaya başladı. Yaratıcılık köreldi, birbirinin tekrarı kampanyalar yapılmaya başlandı. Zırt pırt hediyeler alan, her etkinliğe davet edilen bloggerlar hallerinden oldukça memnunlardı. Saygın etkinliklere “önemli” addedilebilecek kişilerle birlikte davet ediliyorlar, neredeyse her hafta evlerine kargoyla hediyeler geliyordu.

Sonra işler biraz değişti. Her sektörde olduğu gibi, burada da rekabet baş gösterdi. Blogger sayısı üst düzey bir artış gösterdi. Kampanyalar hala yaratıcılıktan yoksundu. Fakat ortada çok fazla blogger olduğu için; yarışma formatı devreye girdi.

Artık blogger’lar “oturdukları yerden” hediyeler almıyorlardı. Hediye alması için, diğer blogger’ların önüne geçmesi gerekiyordu. Bu da genellikle marka hakkında daha fazla yazı yazarak, daha fazla “buzz” yaratarak mümkün oluyordu. İlk başta blogger’lar bu durumu yadırgamadılar. Çünkü sonuçta ceplerinden hiçbir şey çıkmadığı gibi, çok fazla bir emek de sarfetmeleri gerekmiyordu.

Sonraları (şimdileri) blogger’lara nadiren de olsa hediyeler gönderiliyor. Ve blogger’lar artık bu ikiyüzlülükten sıkıldıkları için aldıkları hediyenin karşılığı olması gereken yazıları yazmıyorlar. Zaten işin yarışma boyutuna kaydırılmasının da en önemli nedeni bu.

Ve “mecburen de olsa” akabinde çok daha yaratıcı sosyal medya kampanyaları görmeye başladık. Blogger’lara özel değil; blogları da içine dahil eden tam anlamıyla “sosyal medya kampanyaları” kurgulanmaya başlanır oldu ve süreç bu şekilde ilerliyor.

Gelelim Türkiye’deki sosyal medya kampanyalarının durumuna.

Amerika ve Avrupa gibi bizden daha gelişmiş ekonomiye sahip kültürleri eskiden olduğu gibi 50 yıl geriden takip etmiyoruz artık. “İnternet” gibi son sürat ilerleyen ve üst düzey yayılma gücüne sahip sektörlerde taş çatlasa bu birkaç yılımızı alıyor. Onlar koşuyor, biz arkalarından takip ediyoruz. Amerika’daki sosyal medya kampanyalarının “blogger kampanyası” olduğu zamanlardayız şu anda.

Sosyal medya kampanyası isteyen markalara blogger kampanyası yapılıyor. Ve beraberinde bloggerlar yarıştırılıyor. Ya da markalar direk “blogger kampanyası” talebinde bulunuyor. İkincisine ülkemizde daha sık rastlanıyor. Sosyal medya kampanyasının ne olduğunu, nasıl yapılması gerektiğini bilmeyen marka; her zaman olduğu gibi “başka” markaların yaptıklarına bakıyor ve “biz de yapmalıyız” görüşüne kapılıyorlar. Hala sağlam sosyal medya stratejileri yürüten markalara sahip değiliz ve bu “şimdilik” biraz hayali duruyor bizim için. Çünkü “sosyal medya” anlayışımız “kampanyalardan” ; daha da kötüsü “blogger kampanyalarından” ibaret henüz.

Bu beni üzüyor mu? Aslında pek üzmüyor. Çünkü bu bir süreç ve biz de bu sürecin içinden geçmek zorundayız. Fakat bu sürecin mümkün olduğu kadar kısa olması; hem markaların, hem de sektör profesyonellerinin işine gelecek. Çünkü blogger kampanyaları genelde başarısız oluyor ve neredeyse her blogger kampanyasında tabir-i caizse “hır gür” çıkıyor. “Ben neden seçilmedim?” , “Bana neden hediye yollanmadı?” gibi sorularla sosyal ağlarda başlayan tartışmalar gittikçe alevleniyor. Ajanslar, kampanya süreci için harcamadıkları zamanı, markalara kriz yönetim raporları hazırlamakla geçiriyorlar.

Eğer bu süreç biraz daha uzarsa; markalar sosyal medyayı bloglardan ibaret görecek ve sosyal medya kampanyalarını da “hiçbir geri dönüşü olmadığı gibi üstüne üstlük tartışma da çıkaran” etkinlikler olarak görecekler.

Böyle bir şeyin olmasını istemezsiniz değil mi?

Bence de istemezsiniz.

weWeb 3.0 Nedir?

Web 3.0 Nedir?

Çeşitli veri kaynaklarından elde edilen bilgiyi analiz etmeye, bütünleştirme ve bağdaştırmaya yarayan üçüncü nesil WWW formu olan Web 3.0, webin bir veri tabanı haline dönüşümünü, çoklu tarayıcı uygulamaları olmadan içeriğe erişim sağlamayı, yapay zeka teknolojilerini güçlendirmeyi amaçlar. Web 3.0, semantic webi (anlamsal web), yer-konum tabanlı bilgiyi birleştiren webi ya da 3D webi içermektedir.

Web 3.0’ın temel amacı, anlamsal web tarafından desteklenen veriye bağlanmaktır. Anlamsal web, bilgisayarların anlayabileceği yaklaşımı içerisinde nesnelerin gösterilebildiği bir webtir. Bir birey ya da makineye tek veri tabanıyla başlayarak ve sonrasında hatlarla bağlı olmayan ancak kişi, yer, fikir veya konsept gibi ortak şeyleri ima eden veriyi, açık veri tabanı setlerine bağlanmaya izin vermektedir. (Akar 2010: 165)

Web 3.0’ın Temelleri

İnternet uzmanları, Web 3.0’ın kişisel bir asistan gibi olacağını söylüyor. Neredeyse her şeyi ve bilebilecek olan bu asistanlar, internet üzerinden her bilgiye ulaşabilecek ve her soruyu cevaplayabilecekler. Bilgi ile bağlantı kurmak için interneti kullanacak olan yeni internet teknolojisi Web 3.0, belirli bir sorgunun anlamının ne olduğunu “bilmek”, belirli doküman ve verinin ne ile ilgili olduğunu bilmek ve bunların hepsi arasında ilişki kurmak için bilgisayarları yetkili kılacaktır.

Bir örnekle açıklamak gerekirse, tatile çıkmak istediğinizi farz edelim. Tropikal ve sıcak bir yeri tercih ediyorsunuz ve tatil için ayırdığınız bütçeniz 6.000 lira civarında. İyi bir uçak firması kullanmak istiyorsunuz ve bu da 6.000 liralık bütçenize dahil. Şu an kullandığımız mevcut internet teknolojisi ile bu plan dahilinde bir tatil araştırmanız için internette oldukça fazla vakit geçirmeniz ve çokça araştırma yapmanız gerekiyor. Olası seçenekleri araştırmaları ve sizin için hangisinin uygun olduğuna karar vermelisiniz. İndirimli tatil seçenekleri sunan web sitelerinden iki ya da üç tanesini seçip aralarında karşılaştırma yapmalısınız. Günümüz internet teknolojisi ile bu araştırmaları yapmanız için mevcut arama motoru sayfalarında oldukça fazla zaman harcamanız gerekiyor. İnternet uzmanları Web 3.0’ın tüm bu zaman kaybını yok edeceğini düşünüyorlar. Çünkü Web 3.0 internetteki bilgiyi anlayabilecek.

Günümüzde arama motoru teknolojisi ne kadar gelişmiş olsa da henüz gerçekten aramayı anlayabilmiş değil. Arama motorları “anahtar kelime” sistemi ile çalıştığından dolayı aranan kelime ile eşleme yapan siteler sonuçlara yansıyor. Örneğin, “araba” kelimesi ile yapılan bir aramada araba motoru; araba, araba markaları, satılık araba ilanlarını ya da araba endüstrisi hakkında bilgileri kısaca araba anahtar kelimesini eşleyen birçok siteyi sonuçlarda gösterecektir. Fakat Web 3.0 teknolojisi ile arama motorları sadece anahtar kelime aramalarını değil aynı zamanda arama talebinizin yorumlanması bağlamında da arama gerçekleştirecek.

Başta verdiğim tatil örneğinde olduğu gibi, Web 3.0 teknolojisine sahip arama motoruna “6.000 liranın altında tropik tatil seçenekleri” yazdığınızda karşınıza eğlenceli aktivitelerin ya da güzel restaurantların olduğu tatil seçenekleri gelecektir.

Yaklaşan Web 3.0 Teknolojisi

Kullanıcılarına daha zengin ve amaca daha uygun deneyimler sağlayacağına inanılan Web 3.0, her bir kullanıcıya kendi gezinti geçmişine dayalı özgün bir internet profili sunacak. Web 3.0, bu profili kullanarak her bir birey için bir tarama deneyimi oluşturacak. Bu da, aynı anahtar kelimelerle ve aynı servisi kullanarak arama yapan iki kullanıcının, bireysel profilleri tarafından belirlenen farkı sonuçlar alması anlamına geliyor.

Bu tür bir uygulama için gereken teknoloji ve yazılımlar henüz olgunlaşmış değil. TiVo ve Pandora gibi hizmetler kullanıcı girdisine dayalı bireyselleşmiş içerik sağlıyor, ancak her iki hizmet de “deneme-yanılma” yöntemine dayanıyor ve bu yaklaşım, uzmanların Web 3.0′ın olacağını söylediği kadar verimli değil. Daha da önemlisi, hem TiVo hem de Pandora sınırlı bir kapsama sahip iken -sırasıyla, televizyon programları ve müzik- Web 3.0 internetteki tüm bilgiyle ilgili olacak.

Bazı uzmanlar Web 3.0′ın temelinin uygulama programlama arabirimleri [application programming interfaces] olacağına inanıyor. Uygulama programlama arabirimi (UPA), geliştiricilerin belli bir grup kaynaktan faydalanan uygulamalar yaratmalarına izin vermek için tasarlanan bir arabirimdir. Bir çok Web 2.0 sitesi, programcılara sitenin özgün bilgi ve yeteneklerine erişim sağlayan UPA’lar içeriyor. Örnek olarak, Facebook’un UPA’sı geliştiricilerin Facebook’u oyunlar, quizler, ürün incelemeleri ve daha fazlasını sergilemek için kullanan programlar yaratmasına izin veriyor.

Web 3.0′ın gelişmesine destek olabilecek bir Web 2.0 trendi, “Mashup”. Bir “mashup”, iki ya da daha fazla uygulamanın tek bir uygulamada birleştirilmesi olarak tanımlanabilir. Örnek olarak bir geliştirici, kullanıcıların lokantaları eleştirdikleri bir programı Google Earth ile birleştirebilir. Yeni mashup uygulaması böylece sadece lokantaların incelemelerini göstermekle kalmaz, kullanıcıların lokantaların haritadaki yerlerini de görmesini sağlar. Bazı uzmanlar, Web 3.0′da mashup’lar yaratmanın isteyen herkesin yapabileceği kadar kolay olacağına inanıyor.